You are currently browsing the archives for the Gündem category.

11 Ocak 2008

Cüzdansaki göz yaşartan not :(

Diyarbakır’daki hain saldırıda yaralanan ve 6 gün süren yaşam savaşını kaybeden Engin Taşkaya’nın cüzdanından yaşadığı acıları dile getirdiği göz yaşartan bir not çıktı. 
 
 
  ÖNDER YILMAZ’ın haberi

Engin, kime yazıldığı belli olmayan notunda, “Ben hiçbir zaman mutluluğun insanı olmadım(…) Yalvarırım, ecel gelmeden dön” dedi.
Engin, 15 yaşındayken babası Avni Taşkaya’yı trafik kazasında kaybetti. 3 Ocak’ta arkadaşını almak için gittiği dershanenin önündeki patlamada başından ağır yaralandı ve babasının hayata veda ettiği Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde aynı kaderi paylaştı. Çocuk yaşta annesi ve 7 kardeşiyle öksüz kalan Engin, evin kirasını karşılamak için lise yıllarında hem inşaatlarda çalıştı hem okudu.
Babasını kaybetmenin verdiği üzüntüyü yüreğinde taşıyan Engin’in tek hedefi doktor olmak ve şifa dağıtmaktı. Çevresine, “Doktor olacağım. Kimsenin ölmesine izin vermeyeceğim” diyen Engin, geçen yıl ÖSS’de başarılı oldu. Puanı istediği bölüme yetmeyince hiçbir okula kayıt yaptırmadı. Daha yüksek puan alabilmek için dershaneye gitmeye karar verdi, ancak parası yoktu. Bu nedenle Gümüşhane ve Ağrı’daki TOKİ inşaatlarında işçi olarak çalıştı. Hayaline ulaşmak için var gücüyle derslerine çalışan Engin, hain saldırıda can verdi.
Engin’in cüzdanında bulunan bir kâğıda müsvette olarak karaladığı notta, “Yalvarırım, ecel gelmeden dön!” başlıklı çağrısı dikkat çekti. Engin’in “Ben hiçbir zaman mutluluğun insanı olmadım. Huzuru hep göz yaşlarımın arkasında aradım. Darbelerin bitmediği yerde ben vardım.
Yalnızlığa kovulduğum, uçurumlara atıldığım yıllarım mezar oldu. Dönersin diye hep kendimi avuttum. Özledim seni, senle olan her şeyi, yalvarırım, ecel gelmeden dön!” çağrısını kime yaptığı anlaşılamadı.
Notunda, babasına duyduğu ihtiyacı mı, yoksa kız arkadaşı için umutsuz bir çağrıyı mı dile getirdiği açık olmayan Engin, kısacık hayatının en önemli sırrıyla son yolculuğuna çıktı.
 
 

10 Kasım 2007

Atatürk belgeseli…

http://www.youtube.com/watch?v=ZmOInbMdYp4

8 Kasım 2007

12 yaşında nişanlandılar…!

GAZİANTEP’te, aslen Şanlıurfalı olan, davulculuk yaparak geçinen iki ailenin, her ikisi de 12 yaşında olan çocuklarını nişanladı. Aile fertleri, ilköğretim öğrencisi damat ve gelin adayı çocuklarının nişan töreninde halay çekip eğlenirken; uzmanlar bu yaştaki çocukların nişanlandırılarak ergenlik çağını yaşamadan yetişkin rolü verildiğini, bu durumun onlarda travmaya yol açabileceğini bildirdi.

Mithatpaşa Mahallesi’nde oturan D. ailesinin kızları 12 yaşındaki F.D. ile yaşıtı olan Ç. ailesinin oğulları H.H.Ç., kızın evinin bulunduğu sokakta yapılan törenle nişanlandırıldı. Nezihe-Osman Atay İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencisi F.D., aynı okulda devamsızlık ve zayıf dersleri nedeniyle bazı sınıfları üst üste okuduğu için 4’ncü sınıfta öğrenimini sürdüren H.H.Ç.’nin ailesi ve akrabaları, nişan töreninde neşeli tavırlar sergiledi. Halayların çekildiği, silahların atıldığı nişan töreninde küçük gelin rahat tavırlar sergilerken, küçük damat ise utangaç tavırlar içinde müstakbel eşine oyunlarda eşlik etti. Yakınlarının gelinle zorla el ele tutuşturduğu H.H.Ç., konuşup, ikna edildikten sonra halaya katıldı. Küçük damat ile gelin birlikte halay çekerken davetliler havaya para saçtı.

ÇOCUKLUK İŞTE

Küçük damadın gelinle birlikte halay çektiği sırada nişana katılanlar havaya para saçtı. Bunun üzerine H.H.Ç., damat olduğunu unutup, halayı bırakarak paralardan kapmak için arkadaşlarıyla kıyasıya mücadeleye girince, davetliler arasında gülüşmelere yol açtı. Saçılan paralardan almak isteyen çocuklardan bazıları da ezilme tehlikesi geçirdi.

NİŞAN DEĞİL SÖZ KESME GİBİ

Oğlunun evliliğe ilk adım atışını pompalı tüfekle havaya ateş ederek kutlayan müzisyen baba Hasan Ç., “Küçüklükten beri F.D.’yi oğluma alacağımızı söylerdik. Bugüne kadar 5-10 kişi istemeye gelmiş. Kızın isteyeni çok olunca biz de niyetimizi belli etmek için böyle bir kutlama yaptık. Bu kutlama aslında nişan değil, söz kesme gibi bir şey. Düğünlerini 17-18 yaşından sonra yapmayı düşünüyoruz” dedi.

Gazeteciler sorular sormak isteyince de utanıp, başlarını öne eğen küçük damatla gelin, yaşları, okulları, sınıfları da dahil olmak üzere sorulan soruları güçlükle yanıtladı. “Evlilik ne zaman?” sorusunu, ise onların yerine büyükleri, “7-8 yıl sonra” diye yanıtladı.

Küçük gelinle damadın okuduğu okulun müdürü Mehmet Yurthan, okullarından iki öğrencinin nişanlandığı yolunda bilgi sahibi olmadığını belirterek, “Böyle bir olaydan benim haberim yok. Konuyla ilgili araştırma yapacağım” dedi.

RUHSAL AÇIDAN SAKINCALI

Çocuklara fiziki gelişimleri bir yana, hala zihinsel gelişimleri oluşmadan ‘evlilik, nişan’ gibi büyük bir sorumluluk verilmesinin yanlış olduğunu belirten psikolog Sibel Elbeyli ise, 12 yaşındaki çocukların nişanıyla ilgili şunları söyledi:

“Yetişkinlerin bile altından kalkamadığı evliliklere, bu yaştaki çocukların hazırlanması onları büyük sorumluluk altına sokar. Ergenlik dönemine henüz girme aşamasında olan bu çocukların fiziki ve ruhsal gelişimleri yeni başlıyor. Soyut fikirleri bile yeni kavrıyorlar. Her bireyin gelişim dönemi çok farklılık gösterir. 12 yaşındaki çocuk evlilik kavramını, sorumlulukları ve gelecekle ilgili yapılması gereken planları kavrayabilecek durumda değildir. Ergenliklerini yaşamadan yetişkin rolünün üstlenilmesi çocuklarda ilerleyen dönemlerde ciddi bir travmaya yol açabilir. Bu her iki çocuk açısından da hiç sağlıklı bir durum değil.”
                                                                                     ALINTIDIR…

Ben okuduklarıma inanamıyorum :(

YA BU NASIL BİR DÜŞÜNCEDİR,NASIL BU KADAR CAHİLLİK YAPABİLİYORLAR HALA ÇÖZEBİLMİŞ DEĞİLİM…

ANLAYABİLEN BİRİ BİZEDE ANLATIRSA ÇOK SEVİNİCEM VALLAHİ…

NE DURUMA GELDİK NEREYE GİDİYORUZ DÜŞÜNEMİYORUM BEN YAA…

DAHA İKİSİDE KÜÇÜCÜK ÇOCUK ONLARIN YAAA :(

ONLAR EVLENİCEKLERDE NE OLCAK…NE YAPABİLECEKLER AİLELERİ BANA GÖRE ONLARDAN DAHA ÇOCUK… YAPTIKLARI REZALET DÜŞÜNÜLÜRSE…

KARDEŞİM ON ÜÇ YAŞINDA HALA OYUNCAK OYNUYOR,ÇİZGİ FİLM İZLİYOR…

BEN DAHA FAZLA KONUŞURSAM KÖTÜ OLACAK…

YORUMU SİZE BIRAKIYORUM….

HOŞÇAKALIN :)

2 Kasım 2007

Hastane okulu….(ALINTIDIR.)

Dersten çıkıp diyalize giriyorlar
Hastanede uzun süre kalan çocukların okuldaki derslerinden geri kalmaması amacıyla 12 yıldır eğitim veren İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi İlköğretim Okulu, 2007-2008 eğitim öğretim yılında 3 öğretmeniyle ders başı yaptı.

Bu yıl 50 hasta öğrencisi bulunan ‘okul’da çocuklara okumadan resime, satrançtan yap-bozlara kadar her türlü eğitim veriliyor. (more…)

1 Kasım 2007

En değerli hazinemiz nedir?(Alıntıdır. HARİKA OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM)

Kalabalık bir şehirde yaşayan bir genç, bir gezi esnasında tanıştığı köylü arkadaşının yanına şehre eder. Şehrin en güzel yerlerini arkadaşına gezdirirken, çok kalabalık bir cadde de köylü genç aniden durur.

“Cırcır böceğinin sesini duyuyor musun?” deyince, şehirli çocuk hem güler hem de, “Şehrin en kalabalık caddesindeyiz. Bu gürültünün ortasında cırcır böceğinin sesi duyulmaz ki! Korna sesleri, araba sesleri, insan gürültüleri var buralarda. Sen galiba köyünü özledin?” der.

Köylü genç “bir dakika!” diyerek yolun karşısına geçer. Dev binaların arasındaki çalılığa elini uzatır. Avucuna aldığı cırcır böceğini arkadaşına gösterir.

Arkadaşı iyice şaşırır.

“Bu kalabalığın ve gürültünün ortasında cırcır böceğinin sesini nasıl duydun? Sende de amma kulak varmış!” deyince, köylü genç arkadaşına “İnsan önem verdiği her şeyin sesini kalabalıklar arasında bile duyar” dedikten sonra arkadaşından biraz demir para ister.

“Bak, şimdi sana bunu ispat edeceğim” dedikten sonra avucunda ki demir paraları, yürüyen insanların bulunduğu tarafa doğru atar. Paraları yere düşünce şangır şungur ses çıkartır. İnsanların büyük bir kısmı ellerini ceplerine atarak arkaya doğru dönerler.

Köylü genç arkadaşına dönerek; “Gördün mü? İnsan önem verdiği her şeyin sesini, kalabalıklar arasında bile duyar” der.

* * * * * *

Bir milletin en büyük hazinesi nedir? Ekonomik gücü mü? Yer altı kaynakları mı? Yer üstü kaynakları mı?

İnsana yatırımın en büyük yatırım olduğunu bilen birine, “Bir ülkenin en büyük hazinesi nedir?” diye sorulsa, hiç tereddüt etmeden, “Bir ülkenin en büyük hazinesi, o ülkenin gençliğidir!” demesi lazım

İnternet cafeden çıkmayan, sokakta serserilik yapan, “bunlardan adam olmaz!” diye dışlanan gençlerin, milli ve manevi damarlarına basıldığı zaman nasılda ülkesine ve değerlerine sahip çıktığını hep beraber gördük. (more…)

31 Ekim 2007

HEPİNİZİ LANETLİYORUZ!!!!!!!……

Merhabalar arkadaşlar görüşmeyeli nasılsınız?Yazacak çok şey var ama oturup yazmak için içimden heves gelmiyor.29 ekim cumhuriyet bayramınız hepimizin kutlu olsun,gerçi iki gün geçti ama olsun bu topraklarda son türk kalsada onun son damla kanı yere düşmeden bu ülke var olmaya devam edecektir…HERKES BUNU BEYNİNE KAZISIN!!!O zamana kadarda sadece 29 ekim değil hergün CUMHURİYETİMİZİN bayramıdır…

29 Ekimde gelen bir haberle hepimizin yüreklerine biraz su serpildi ama malesef doğru olmadığı yönünde gelen haberlere hepimiz çok üzüldük…O kayıp 8 asker nerdeler,KAYIP KARDEŞLERİMİZ nasıllar?

Kendimi onların akrabaları yerine koyuyorum da Allah kimseye vermesin dayanması çok zor bir acı…Ama TÜRK askerlerine güvenim sonsuz inşallah sağ salim hepsine kavuşacağız…

 BAŞTA AMERİKA VE PKK OLMAK ÜZERE TÜM ŞEREFSİZLERİ LANETLİYORUM…HEPİNİZİ ALLAH’A HAVALE EDİYORUM EN BÜYÜK CEZANIZI O VERİR EMİNİM BUNDAN…ALLAH’IN VERDİĞİ CANI ALMAK HANGİ İTİN HADDİNE………

31 Ekim 2007

Meydanı boş mu sandınız?(harika)

Final… (7.Etap)
Biçare PKK reisleri ve onların zavallı çapulcuları; 

Siz ne sandınız? 

Ucuz hırslarınıza alet etmeye çalıştığınız yüce Türk milletinin sizin kurmaca 

oyunlarınıza geleceğini mi? 

Yanıldınız… 

Biz, her türlü imkansızlığa rağmen, Kurtuluş savaşını Doğulusuyla, Batılısıyla elele 

vererek, omuz omuza savaşarak kazanan milletin evlatlarının bu entrikalara kanabileceğini mi? 

Aldandınız… 

Dalavereleriniz tutar gibi mi geldi size? 

Yıllardır nifak tohumları ekmeye çalıştığınız bu topraklarda size ait tek bir fidan 

yetişmediğini fark edemediniz mi? 

Bir haftadır meydanları boş bırakmayan, bulundukları her yeri kırmızı-beyaza boyayan 

“bütün” Türk halkının kenetlendiğini, Doğuda, Batıda açılan “HEPİMİZ KARDEŞİZ” 

yazılı pankartların gücünü tokat gibi hissetmediniz mi ensenizde? 

Oğlunu şehit veren Kürt annenin Kürtçe ağıdı ve yine Kürtçe sizlere söylediği, öfke, 

nefret dolu sözler yankılanmadı mı kulaklarınızda? 

Yüzyıllardır aynı sofrada bağdaş kuran kardeşler birbirini yiyecek, biz de son lokmayı 

yiyeceğiz mi dediniz? 

Peki, Türk milleti bu düzmece planı yemez demediniz mi? 

Bunları gördükten, duyduktan sonra, ütopyanızdan vazgeçmek aklınıza gelmedi mi? 

Kokmuş planlarınızı çöpe atmanın vaktidir… 

Biz bu filmi yıllarca izledik, bütün replikleri ezberledik, finalinde hep sevindik… 

Hiç finali değişen film görmedik… 

  

Hafıza güçlendirici… 

Şehit haberlerinden iki günde sıkılıp, “of yine mi aynı şeyler” diyerek tepki verenler, şehit haberlerini yasaklayan zihniyete karşı çıkmayı akıllarından geçirmeyenler, sizin gibiler yüzünden, zaten Cumhuriyetin sahibi olan bizler “Cumhuriyetine sahip çık” mitinglerindeyiz… Siz unutmayı seçebilirsiniz ama bu ülkede çabuk unutanların hafıza güçlendiricisi olmaya devam edeceğiz biz. 

 

NOT:www.gazeteport.com.tr  sitesinden alıntıdır. Arkadaşımız bize eklicek bişey bırakmamış. TÜRK HALKININ YÜREĞİNDEKİLERİ HERKESE AKTARMIŞ…. ELLERİNE YÜREĞİNE SAĞLIK ARKADAŞIM…,

21 Ekim 2007

Onlar hepimizin kardeşi,onur madalyalarımız,ASkerlerimiz 2.bölüm

Yine şehit haberi,yüreğimiz gene yandı,çok canım yanıyor,yüreğim kan ağlıyor.Hepsi kuzu hepsi canımız,cğerimiz kardeşlerimiz!!!Daha o gün yazmıştım devamı yarın diye…Devamı yarın demiştimde on beş şehit vereceğimizi  bilmiyordum o yazının devamı demiştim ben.!!!

Yeni bir güne merhaba derken kahvaltı sofrasında çayımızı yudumlarken giren acı haberle yıkıldık hepimiz.Biz sıcacık yataklarımızda rahatça uyurken,onlar bizim rahatımız,bayrağımızın semalarımızda özgürce dalgalanabilmesi için,vatanımız için,canlarını fedaeden(etmeye hazır) binlerce askerimiz,canımız,ciğerimiz,kardeşlerimiz…

Yeter artık daha ne zaman son bulacak,ne zaman vazgeçecekler bu düşmanlıktan…Daha ne kadar yüreğimiz kanayacak!!!Nedir bu?Nedir???Neyin savaşını yapıyoruz???

Hepimiz Adem ile Havva’dan türemedik mi?Hepimiz kardeş değil miyiz?Eeeeee öyleyse nedir hala bu çekememezlik?Niye hala silahlar konuşuyor???Neden hala güç gösterileri yapılıyor?NEDİR DERDİNİZ???Koca Dünya yetmiyor mu hepimize???Dostluk dururken bu düşmanlık???????????????

 

30 Eylül 2007

İftar maceramız…

 Selamlar.İki gün aradan sonra tekrar birlikteyiz canım dostlarım. Dün rüya gibi bir gün yaşadım.Aslında yazacağım çok şey var ama ben çok yavaş yazdığım için bir süre sonra sıkılırım gibime geliyor.Neyse elimden geldiği kadarıyla yazmaya çalışıcam.Dün odunpazarı belediyesinin bizim derneğimize (Türkiye sakatlar derneğine)düzenlemiş olduğu iftar yemeğine davetliydim.Yemeğe kardeşimle gittik.Daha doğrusu ben dernekten arkadaşlarla gittim kardeşim(Gizem)dersaneden geldi sözde yemek yiyip dönecektik :) Yemek güzeldi istediğin meşrubat vardı,çorba benim çok sevdiğim mercimek çorbasıydı acılıca,ardındın sulu sebzeli tavuk bunu pek sevmem ama zorunlu olarak yedim Allahtan beyaz etiydi,sonra bulgur pilavı üstüne döner,tatlı olaraka spangüle mevcüttu menüde.Ay ağzım sulandı.Allah rağzı olsun hepsinden herşey çok güzeldi,herşey düşünülmüştü.Neyse yemeyi içmeyi bitirdik,dernek şöförümüz hasan abi bizi yani tekerlekli sandelyeli üyeleri evlerine dağıtacaktı ki,tam o esnada dernekten arkadaşlar biz gemeye gidiyoruz sizde gelin dediler.Ben zaten dünden rağzıydım bu işe.Hemen annemleri izin için aradım izin istedim walla nasıl gidin dediler hala çözebilmiş değilim.Neyse önce hamamyolunda biraz dolaştık,diğer grup bir türkü bara gitçez sizde gelin dediler gittik ama hem onlar yoktu hemde asansör yoktu çıkmamız imkansızdı ordan döndük boynere girdik gezdik asansör krize soktu bizi orası aynı asansöre aynı anda iki araba sığmıyo bide çok yavaş asansör bir inip çıkmamız bir saat sürdü :( oradan çıktık adalara sıla cafeye gittik yarım saat kadar da orada oyalandık.Ve bu macera burada bitti.Babamları aradık Atatürk caddesine çıkın alcaz sizi dediler.Benim ilk arkadaşlarımla gece gezmemdi.Bidaha nasip olur mu olmaz mı onu bilemem.Ama olsun buda yeter hem Gizem büyüyo ablasını çok gezdirir daha canım benim o.KARDEŞİMİ HERKESTEN ÇOK SEVİYORUM O BENİM HERŞEYİM.

23 Eylül 2007

Eve hapis kalmak başkalarına muhtaç yaşamak nedir bilir misiniz??????????

Van Edremit İlçe Kaymakamı Mehmet Nuri Başaran, yürüme özürlü olan 25 yaşındaki engelli Selma Tamaç’ın hayalini gerçekleştirdi.
İlçenin Eski Camii Mahallesi’nde oturan doğuştan yürüme özürlü genç kız Selma Tamaç, yıllardır çektiği özlemine nihayet kavuştu. Yürüyemeyen ve dışarıda geçmek özlemi ile yanıp tutuşan genç kız, Kaymakam Başaran’ın verdiği üç tekerlekli motorsikletle 25 yıllık hayalini sona erdirdi. Kaymakamlık binası önündeki törende aracı teslim edilen Tamaç, ‘İkinci babam’ dediği Kaymakam Başaran’dan aldığı üç tekerlekli motorsikleti ile hayallerinin gerçekleştiğini ifade ederek “Arkadaşlarımın ziyaretine gitmek istiyordum. Kucaklarda taşınmaktan akrabalarıma zahmet vermekten bıkmıştım. Artık ben özgürüm. Bir kuş gibi her tarafa uçup gidebilirim. Sanki hayata yeni başlıyorum. Kaymakam baba beni hayata kavuşturdu. Artık devletimin iyiliğini asla unutmam” dedi.
Edremit Kaymakamı Mehmet Nuri Başaran da yürüme engelli bütün vatandaşları sosyal hayatla buluşturacaklarını belirtti. Bu tür yardımları yapmaya devam edeceklerini ifade eden Başaran, “Engelli vatandaşlar dört duvar arasında hapis kalmamalı. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) olarak vatandaşlarımızın bu nevi ihtiyaçlarını süratle projelendirilmekteyiz. Birikmiş ihmaller, giderilmeye çalışılmaktadır. Vatandaşlarımızın yüzlerindeki sevinç ve mutluluk bizlerin en büyük ödülü olmalıdır” şeklinde konuştu.
Yapılan konuşmanın ardından Selma Tamaç, kaymakamlık binası önünde yeni motorsikleti ile sevinç turu attı.

NOT:alıntıdır…

 

Birgün bende bu hayalime kavuşabilirsem ne yaparım bilemiyorum…