En-Nurulhalide kitabından özetleyerek kaydettiğim (Nimetlerin farkına
varan adam) olayını bugün sorulan şikâyet soruları sebebiyle burada bir
daha hatırlama gereği duydum. Bakalım, insanlar ne eşsiz nimetlere
sahipler de farkına varamıyor, şükür duygusuna giremiyor, mutluluk hissi
duyamıyorlar görelim.. Bir de, farkına varan kötürüm adam ise nasıl
ağaçların yaprakları sayısınca şükretme sevinci duyuyor bir kıyaslama
imkânı bulalım..
Gözleri görmeyen, ayakları yürümeyen bir adam yol kenarında oturduğu
ağacın gölgesinde ellerini açmış büyük bir mutlululuk içinde Rabb’ine dua
ederek diyor ki:
-Ey birçok zengine vermediği nimetleri bana veren Rabb’im, ağaçların
yaprakları sayısınca şükürler olsun!..
Oradan geçmekte olan İsa aleyhisselam bu duayı yapan adamın, gözleri
görmeyen, ayakları yürümeyen kötürüm biri olduğunu görünce yaklaşıp sorar:
-Ey Allah’ın kulu, senin üzerinde ne nimetler vardır ki ‘birçok zengine
vermediği nimeti bana veren Rabb’im…’ diye dua ediyorsun?
Kapalı gözleriyle sesin geldiği tarafa yönelen adam mutluluk içinde anlatır:
-Rabb’im bana öyle bir kalp vermiştir ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de
bir dil vermiştir ki o dille de O’na şükrediyorum. O’nu tanımaktan daha
büyük nimet, O’na şükretmekten daha büyük mutluluk olur mu? Halbuki, nice
zenginler var ki kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme
mutluluğu yoktur. Ama ayakları topal, gözleri kör bu kötürüm adama
Rabb’im, nimetin farkına varmayı nasip eylemiş. İşte bunu düşününce
kendimi tutamıyor da:
-Nice zenginlere vermediği nimetini bana veren Rabb’im, Sana ağaçların
yaprakları sayısınca şükürler olsun.. diye feryat etmekten kendimi
alamıyorum.
Kafa gözü kapalı; ama kalp gözü açık olan bu adamın önünde diz çöken İsa
aleyhisselam, omuzlarından tutar, dudaklarını yapıştırdığı gözlerinden
sevgi ile öper.
Peygamberin dudakları değen gözler anında cam gibi açılır. Şaşıran adam
tebessümle baktığı İsa aleyhisselama, ‘Sen, der şu ölüleri diriltip
hastalara şifalar veren mucizelerin sahibi yüce Peygamber olmayasın?’der.
İsa aleyhisselam: ‘Belli olmuyor mu?’ deyince ‘Gözlerimden belli oldu; ama
ayaklarımdan henüz belli değil.’ cevabını verir. Bunun üzerine ‘Silkinip
kalk bakalım, belki ayaklarından da belli olur.’ der. Hemen silkinip
kalkan adam ayaklarının da düzeldiğini anlayınca ilk sözü şu olur:
-Ey Allah’ın Nebisi, izin ver de sahip olduğum şu eşsiz nimetlerin şükrünü
geç kalmadan hemen yapayım, diyerek yere iner ve secdeye kapanarak der
ki:
-Ey Rabb’aim, Seni tanıyan bir kalple şükreden bir dil nimetinin şükründen
acizken şimdi gören bir çift göz, yürüyen iki tane de ayak ihsan ettin,
bu nimetlerin şükrünü nasıl ödeyeceğim ben?..
Bu sırada toplanan halk, İsa aleyhisselamın elini öpmek ister. Ancak
Allah’ın Nebisi yerde şükür secdesindeki adamı işaret ederek der ki:
-Eli öpülecek insan, sahip olduğu nimetlerin farkına varan işte şu şükür
secdesindeki insandır. Onun elini öpün!.. Derler ki,
- Onu secdeye indiren nimetlere bizler doğuştan sahibiz, ama hiç şükretme
duygusuna girmedik. İsa aleyhisselamın tarihî cevabı tek cümleden ibaret
olur:
- Düşünen insan sahip olduğu nimetlerin farkına varır, düşünmeyen insan da
kendini nimetlerden mahrum sanır!.
- Ne dersiniz? Biz de düşünüyor nimetlerin farkına varıyor muyuz, yoksa
düşünmüyor, kendimizi nimetlerden mahrum mu sanıyoruz?