You are currently browsing the archives for the Hikayeler category.

17 Ekim 2007

Sevdiğinizin selasını duymak…(Ben bunu alıntı yaptım gerçekten yaşanmışmı bilmiyorum ama yaşaması mümkün okumanızı tavsiye ederim)

ßir internet cafe açtık.Gece gündüz cafedeydim.Hergün cafenin önünden kızın biri geçiyordu.hep bana bakıyordu.Hiç kompleksli biri olmamışımdır hayatımda,birisi bana bakıyosa illa beğendiğinden bakmıyodur diye düşünen bi yapım var.ama bu bakışlar gün geçtikce manalaşıp yerini gülümsemeye hatta selamlaşmaya bırakmıştı.Çok güzel biriydi.insanlığı,hareketleri,uzun boyu,sapsarı saçları,beni büyülemeye yetmişti. (more…)

15 Ekim 2007

Söz veriyorum…

Bugün olduğu gibi yarın da, yarından sonra da, Ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyeceğine… Bugünüm gibi, yarınımda da hep sevginle yaşayacağıma

Her bakışında okuduğum o gözleri, herzaman yanında göreceğine, En yakın dostun, en yakın sırdaşın, en yakın arkadaşın olacağıma… Sıkıntının sıkıntım, üzüntünün üzüntüm olacağına… (more…)

11 Ekim 2007

Son yaprak

Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse
tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur
bir tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı.
Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.

Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına yakalandı.
Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken
o da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu… (more…)

22 Eylül 2007

Küçük bi tebessüm

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. 

Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.

Hemen bir not yazdı, yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı. (more…)

7 Haziran 2007

Güzel bir şey

Bir şehrin en zengini öldüğünde, tellallar sokaklara dökülüp;“Ey ahali”, diye bağırmışlar. “Biliyorsunuz Veli Efendi öldü. Bir vasiyeti var.Ahiret hayatına alışabilmek için, kendisine bir günlük yardımcı arıyor. (more…)

11 Nisan 2007

Nimetlerin farkına varan adam…

En-Nurulhalide kitabından özetleyerek kaydettiğim (Nimetlerin farkına
varan  adam) olayını bugün sorulan şikâyet soruları sebebiyle burada bir
daha  hatırlama gereği duydum. Bakalım, insanlar ne eşsiz nimetlere
sahipler de  farkına varamıyor, şükür duygusuna giremiyor, mutluluk hissi
duyamıyorlar  görelim.. Bir de, farkına varan kötürüm adam ise nasıl
ağaçların yaprakları  sayısınca şükretme sevinci duyuyor bir kıyaslama
imkânı bulalım..

Gözleri görmeyen, ayakları yürümeyen bir adam yol kenarında oturduğu
ağacın  gölgesinde ellerini açmış büyük bir mutlululuk içinde Rabb’ine dua
ederek  diyor ki:

-Ey birçok zengine vermediği nimetleri bana veren Rabb’im, ağaçların
yaprakları sayısınca şükürler olsun!..

Oradan geçmekte olan İsa aleyhisselam bu duayı yapan adamın, gözleri
görmeyen, ayakları yürümeyen kötürüm biri olduğunu görünce yaklaşıp sorar:

-Ey Allah’ın kulu, senin üzerinde ne nimetler vardır ki ‘birçok zengine
vermediği nimeti bana veren Rabb’im…’ diye dua ediyorsun?

Kapalı gözleriyle sesin geldiği tarafa yönelen adam mutluluk içinde anlatır:

-Rabb’im bana öyle bir kalp vermiştir ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de
 bir dil vermiştir ki o dille de O’na şükrediyorum. O’nu tanımaktan daha
büyük nimet, O’na şükretmekten daha büyük mutluluk olur mu? Halbuki, nice
zenginler var ki kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme
mutluluğu yoktur. Ama ayakları topal, gözleri kör bu kötürüm adama
Rabb’im,  nimetin farkına varmayı nasip eylemiş. İşte bunu düşününce
kendimi tutamıyor  da:

-Nice zenginlere vermediği nimetini bana veren Rabb’im, Sana ağaçların
yaprakları sayısınca şükürler olsun.. diye feryat etmekten kendimi
alamıyorum.

Kafa gözü kapalı; ama kalp gözü açık olan bu adamın önünde diz çöken İsa
aleyhisselam, omuzlarından tutar, dudaklarını yapıştırdığı gözlerinden
sevgi  ile öper.

Peygamberin dudakları değen gözler anında cam gibi açılır. Şaşıran adam
tebessümle baktığı İsa aleyhisselama, ‘Sen, der şu ölüleri diriltip
hastalara şifalar veren mucizelerin sahibi yüce Peygamber olmayasın?’der.

İsa aleyhisselam: ‘Belli olmuyor mu?’ deyince ‘Gözlerimden belli oldu; ama
 ayaklarımdan henüz belli değil.’ cevabını verir. Bunun üzerine ‘Silkinip
kalk bakalım, belki ayaklarından da belli olur.’ der. Hemen silkinip
kalkan  adam ayaklarının da düzeldiğini anlayınca ilk sözü şu olur:

-Ey Allah’ın Nebisi, izin ver de sahip olduğum şu eşsiz nimetlerin şükrünü
 geç kalmadan hemen yapayım, diyerek yere iner ve secdeye kapanarak der
ki:

-Ey Rabb’aim, Seni tanıyan bir kalple şükreden bir dil nimetinin şükründen
 acizken şimdi gören bir çift göz, yürüyen iki tane de ayak ihsan ettin,
bu  nimetlerin şükrünü nasıl ödeyeceğim ben?..

Bu sırada toplanan halk, İsa aleyhisselamın elini öpmek ister. Ancak
Allah’ın Nebisi yerde şükür secdesindeki adamı işaret ederek der ki:

-Eli öpülecek insan, sahip olduğu nimetlerin farkına varan işte şu şükür
secdesindeki insandır. Onun elini öpün!.. Derler ki,

- Onu secdeye indiren nimetlere bizler doğuştan sahibiz, ama hiç şükretme
duygusuna girmedik. İsa aleyhisselamın tarihî cevabı tek cümleden ibaret
olur:

- Düşünen insan sahip olduğu nimetlerin farkına varır, düşünmeyen insan da
 kendini nimetlerden mahrum sanır!.

- Ne dersiniz? Biz de düşünüyor nimetlerin farkına varıyor muyuz, yoksa
düşünmüyor, kendimizi nimetlerden mahrum mu sanıyoruz? 

 

3 Nisan 2007

Allah’ın taktiri

Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip
” (Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu.
Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti.
Oradakilere:
-Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca:
-Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler.
Musa aleyhisselâm:
-Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler.
Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü.Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti:
-Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o'’Benim dostumdur.'’ İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir?
Allahü teâlâ:
(Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah’ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.

2 Nisan 2007

Ders alınacak bir öykü…

Mevlana - Hacı Bektaş

Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine
bir inek alır.Neden sonra, yaptıklarından pişman olur
ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı
Bektas Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak
ister.
O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi
görüyordu. Durumu Hacı Bektas Veli’ye anlatır ve Hacı
Bektas Veli
- ‘ helal değildir ‘ diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni
durumu Mevlana’ya anlatır .

Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder.

Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli’ye de anlattığını ama
onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya
bunun sebebini sorar.

Mevlana söyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin
gibidir. Öyle her leşe konmaz.
O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o
kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı’na gider ve
Hacı Bektas Veli’ye,

Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun
sebebini bir de Hacı Bektas Veli’ye sorar.

Hacı Bektas da söyle der:

- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın
gönlü okyanus gibidir.Bu yüzden, bir damlayla bizim
gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.
Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.”

Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek
yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan olmamız
dileğiyle…

2 Nisan 2007

Hayaller…

   

             Deniz Kızları    

Adamin biri, her mehtapli gecede alir basini deniz kiyisina gidermis.
Dönüsünde sorarlarmis :
* Ne gördün?
* Dünya güzeli deniz kizlari gördüm, altin saçlarini gümüs taraklarla tariyorlardi, dermis hep.
Bir gece yine tek basina deniz kiyisina vardiginda, gerçekten dünya güzeli deniz kizlari görmüs, altin saçlarini gümüs taraklarla tariyorlarmis. Döndügünde yine sormuslar :* Ne gördün?
* Hiç demis. Hiç bir sey…
Oscar Wilde’in yukaridaki harika öyküsünü ilk okudugumda ortaokuldaydim ve ne demek istedigini anlamamistim. Daha sonra unutmusum.

Yillar sonra Haldun Taner’in bir sözü bana öyküyü hem hatirlatti hem de ne demek istedigini çok çarpici bir sekilde gösterdi. Şöyleydi söz :

“Bir hayalin gerçek olmasi kadar hayal kirici bir sey yoktur.”

Daha sonralari ise bu tema pek çok edebi eserde karsima çikti. Örnegin “Simyaci”‘da. Hâlâ okumamis olan var mi bilmiyorum ama hatirlarsaniz orada bütün yasami boyunca tek hayali para biriktirip Mekke’ye hacca gitmek olan bir dükkan sahibi vardi. Adam artik gerekli parayi fazlasiyla biriktirmis oldugu halde bir türlü gitmiyordu. Bu hayalin kendisini yasama baglayan çok önemli bag oldugunu düsünüyor ve onun gerçeklesmesi halinde bu önemli bagi yitireceginden korkuyordu. Hakliydi aslinda.
Düsünüyorum da hepimizin böyle hayalleri var mutlulugumuzu bagladigimiz, gerçeklesene kadar yasami sanki erteledigimiz.

Acaba hiç düsünüyor muyuz bu istedigimiz her neyse, gerçeklestiginde iyi mi olacak. Bir düsünürün hep aklimda tuttugum bir sözü vardir :“Bütün dualarimi kabul etmedigi için Tanri’ya sükrediyorum”.Belki de daha az üzülmeliyiz gerçeklesmeyen hayallerimiz için. Belki de aslinda sevinmemiz, mutlu olmamiz gereken bir sey için gözyaslari döküyoruzdur.
Belki de olaylara bir de bu açidan bakmayi artik ögrenmeliyiz…
Yalniz hakkinizda hayirli olan hayallerinizin gerçeklesmesi dilegiyle…

14 Şubat 2007

aldatan aldanır

-Nereye gidiyorsun?
Kadın yıllardır bir yastığa baş koyduğu eşine bunu sordu. Eşi sessizce küçük bir valize giysilerini yerleştiriyordu. (more…)