14 February 2007
aldatan aldanır
-Nereye gidiyorsun?
Kadın yıllardır bir yastığa baş koyduğu eşine bunu sordu. Eşi sessizce küçük bir valize giysilerini yerleştiriyordu. (more…)
You are currently browsing the archives for the Hikayeler category.
14 February 2007
-Nereye gidiyorsun?
Kadın yıllardır bir yastığa baş koyduğu eşine bunu sordu. Eşi sessizce küçük bir valize giysilerini yerleştiriyordu. (more…)
14 February 2007
Ewan 22 yasina o sene basmisti, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanin asaletini tasiyordu. 10 gün sonra Kore’deki bir savasa katilmak üzere Ingiltere’den ayrilacakti, hiç birseyden korkmuyordu (more…)
14 February 2007
Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. (more…)
6 January 2007
Bir arkadaşım hanımının konsolunu açtı ve içinde ipeğe sarılmış paket olduğunu gördü ‘’Bu basit bir paket olmamalı içinde muhakkak zarif bir çamaşır vardı ‘’ İpeğe ve paketin içinde çıkan iç çamaşırına baktık. Bunu ona 8 veya 9 sene önce New York’ dan satın almıştım ama hiç giymemişti dedi. Eşi bu hediyeyi önemli bir an için saklamıştı.. Şimdi işte o an gelmişti.. Arkadaşım yatağa doğru yürüdü ve paketi cenaze töreni düzenleyicisinin alacağı diğer eşyaların arasına koydu.
Çünkü Karısı Ölmüştü ! (more…)
27 December 2006
Birkaç yıl önce, Seattle Özel Olimpiyatları’nda, tümü fiziksel ve zihinsel engelli dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için, başlama çizgisinde toplanmışlardı. Başlama işareti verilince, hepsi birlikte harekete geçtiler. Bir hamlede başlayamamış olmalarına rağmen, en az yarısının, bitirmek ve kazanmak için istekli olduğu dikkati çekiyordu. Yarışın başladığı anda, yarışmacılardan birisi, tökezleyip yere düştü ve ağlamaya başladı. Diğer sekiz kişi, delikanlının ağlamasını duymuşlardı. Yavaşladılar ve arkalarına baktılar. Hepsi yönlerini değiştirdi ve geriye dönerek onun yanına geldiler. İçlerinden biri, eğilip ağlayan çocuğu öptü, onu teselli etti. Sonra dokuzu birden kolkola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes, ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladı. Olimpiyatları izlemeye gelen insanlar başta olmak üzere, dolaylı yollardan da olsa işiten herkesin dillerinden düşürmediği bu dokuz gencin hikayesinden öğrenebileceğimiz çok şey var.
11 December 2006
Gözü görmeyenler için !
Körün biri gece elinde lamba, omzunda bir testi, yolda giderken karsisina bir zevzek çikti ve köre şöyle seslendi:
“Behey cahil adam! Senin nazarinda gece ile gündüzün ne farki var? Senin için hepsi bir degil mi? Ister karanlik olsun ister aydinlik, bu lambanin sana ne faydasi var?”
Kör gülerek su cevabi verdi:
“Bu lamba benim için degil. Senin gibi gözü görür fakat gönlü görmez ve kafasiz kimseler içindir. Bana çarpmasinlar ve testimi kirmasinlar diyedir.”
11 December 2006
Yağmur yağıyor. Mutfak camındayım. Nasıl üşüdüğümü bilemezsin. Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne. Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama…
Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki. Hep aynı cümleler; “Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?” Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde. Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. Bazen mutfakta dalıp giderdin yemek yaparken, tahta kaşıkla tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba? Özlemek çok fena anne. Anlamak seni; daha da fena…
Omuzlarım ağrı uyanıyorum sabahları. Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var. Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da “Annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu? “Baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez, anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim. Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde. Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye, çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne, yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.
Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor, televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum, açtığımı gören olmuyor. Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor. Çay demleniyor, demleniyor, demleniyor…
Kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor. Ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor. Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum. Bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep? Gidemeyişine ağladın mı sende? Ne zaman eskiyor sevgiler? Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle, kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler….
29 September 2006
Serçe ve Göçmen Kuş
İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş,
Sadakatin adı ise; bir serçeye
Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca
Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber
Küçük sinekleri, kurtları yemişler,
Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.
Masmavi gökyüzünde dans etmişler,
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler…
Birbirlerine söz vermiş kuşlar;
Ayrılmayacağız diye.
Ama kış gelmiş,
Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,
Serçe ise her zamanki gibi sadık
Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.
Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için
Yaşamaksa önemli imiş göçmen için.
O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece
Gel demiş serçeye benle beraber…
Başka bir bahara uçalım.
Serçe ise burda bekleyelim demiş yeni baharı
Ama kış acımasızdır. demiş göçmen,
Yaşayamayız burda, aç kalır üşürüz
Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber
Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.
Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere
Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye
Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş
Uçacakmış yeni bir bahara…
Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,
Ama serçe zayıfmış,
onun kanatları uzun uçuşlar için değil.
Dayanamayacakmış bu yola
Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş
Çünkü o hep kaçarmış kışlardan
Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara
Bir fırtına yaklaşıyormuş.
Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış
Ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış
Göçmene duralım demiş artık.
Biraz dinlenelim
Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.
Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş.
Ama göçmen yürü demiş serçeye
birazdan okyanuslara varacağız
Serçe sevgisine uymuş ve
peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin
Birazdan varmışlar okyanusa
Kurtuluşuymuş bu büyük deniz
Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları
Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki
Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi
Serçe artık dayanamıyormuş,
Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene
Artık gidemiyorum…. Göçmen serçeye bakmış,
Bakmış ve devam etmiş……..
Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük
Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen çok küçük…
Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT …
Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET…
28 September 2006
28 September 2006
Emma eck Avustralya’da kanserden öldü.. Ölümünden hemen önce şunları yazdı…
”Hayatimi yeniden yasayabilseydim eğer; Hastayken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim.. (more…)