You are currently browsing the archives for the Özel günler category.

31 Aralık 2007

Yeni yılınız kutlu olsun…

1 ,2 ,3 ,4 ,5 …… evet ömrümüzden beş saniye geçti. Zamanı durdurmanın ve geri almanın hiçbir imkanı yok. Saati durdursak da geçen gün ömürdendir.

İşte, ömrümüzden bir yıl daha geçti istesek de istemesek de… Ömür sermayesi tükeniyor. Belki de yarın dünyadaki son günümüz. Bu yılbaşında ne yapacaksınız? Gelin bu yeni yılda hayatınızda değişikler yapın. Ancak, Yüce Allah’ın takdir ettiği olaylar dışında, irademizle yapabileceğimiz şeyleri, haydi değiştirelim.

Gelin, eğer sigara içiyorsaniz, bu yıl sigarayı bırakın… Yeter artık bu kilolar! sıkı bir rejim yapın, spora başlayın. Mesela  sevdiklerinize zaman ayırın. Hiç oğlunuz veya kızınızla beraber, bir sirke veya basketbol maçına gittiniz mi?

Şöyle, bir on dakika düşünün. 2007 yılının başında, ne planlamıştım, neler yaptım ya da yapamadım diye… Keşke yapsaydım dediğiniz şeyleri yapmak için işte size yeni bir fırsat: 2008.. Henüz hayattayken… Henüz sevdiklerimiz yanımızdayken..

Bu yılbaşında; kendinize ve dünyaya güneş sisteminin dışından bakın.. Yani ufkunuz kainat kadar geniş olsun. Mesela; okyanusta gezen büyük bir gemide doğup büyüyen bir çocuk, gençlik çağına gelince sormaz mı? : Bu gemiyi kim sürüyor, bu gemi nerden geldi, nereye gidiyor?..vs. İşte aynen bu misal gibi dünyamızda uzay denen okyanusta yüzen bir gemidir. Şu dünya işlerinden sıyrılıp, insan olmanın şartını biraz düşünmeliyiz. Ne dersiniz?

Bu yıl, kendinize bir hedef seçin ve planlar yapın ve not alın. Gelecek yıl, planladıklarımı  acaba yapabildim mi? diye kontrol edin..

Yeni yılın herkese sağlık mutluluk ve başarı getirmesi  dileklerimle….

İnsan, armağanını kalbi ile birlikte vermezse ne değeri vardır. Yeni yıllar Tanrı’nın bizlere verdiği armağandır. En mutlu günler seninle olsun.. Armağanınla yücel..

18 Aralık 2007

İyi bayramlar…

Merabalar değerli dostlarım.Önümüzdeki onbeş gün uğrayamıyabilirim yurtdışından dayımlar geliyor hani geçen mailini sizlerle paylaştığım dayım ananeme gitçez.Oyüzden kesin bişey diyemiyorum.O yüzden şimdiden hepinizin mübarek kurban bayramını kutlar büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öperim.

Görüşmek üzere kendinize iyi bakın….

24 Kasım 2007

24 Kasım öğretmenler günü bütün öğretmenlerimizin kutlu olsun…

Öğretmenler sevgi dağıtır. İçimizi aydınlatır. Bizi doğruya yöneltir. Bilgili kişiler olmamız için çaba gösterir. Dünyayı tanıtır. Öğretmen her alanda yeniliği, yenileşmeyi savunur. Gerçekleri anlatır. Beceri ve yeteneklerimizin gelişmesine yardımcı olur. Kısaca analar doğurur, öğretmenler yetiştirir.

 

ÖĞRETMENİM

 ”Öğrenci gözüyle öğretmen” adlı yarışmada birincilik ödülü alan yazı:
 
Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.

Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle “Ümmü” ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde “Ümmü” ile oynardı. Ümmü’nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi.

Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına “Ümmü’yü kazandım” diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü’nün yaşantısını alt üst etti.
Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü’yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü’yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar.

Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü’yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü’yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu.

Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. “Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum.” Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü’ydü bu.

Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, “Ah ne güzel Tanrım. Ümmü de konuştu.” dedi.

Ben de Başöğretmen Atatürk’ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım. Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.

Özlem ÖZTUĞ