Kınalı Kuzum
*”Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da
onlarla Sohbet ediyor, ‘Nerelisin?’ gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara,
saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına çağırdı ve merakla
sordu: ” Adın ne senin evladım?” dedi.
” Ali, komutanım” dedi. ” Nerelisin?” ” Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile
kazasındanım…” ” Peki, evladım, bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası
neden kırmızı boyalı böyle?” ” Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı
komutanım. Neden yaktığını da bilmiyorum.” ” Peki dedi üsteğmen.
“Gidebilirisin Kınalı Ali.” O günden sonra Ali’nin adı Kınalı Ali oldu. *
*
Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da
alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst
tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı. Bir gün
memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi. ” Anama,
babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok.
Biriniz yardım edebilir misiniz?” Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
” Sen söyle biz yazalım” dediler. Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor,
diğeri de Söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu. ” Sevgili
anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim,
beni sakın merak etmeyin.” Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin
sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü
ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var
oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile
bitiriyordu. Tam zarf kapatılırken Ali ” iki üç satır daha ekleteceğini”
söyleyerek Mektubun sonuna şunları yazdırdı.” Anacığım, beni buraya
gönderirken kafama kına yaktın ama burada komutanlarım da, arkadaşlarımda
benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim
Ahmet’e gelecek, Onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burada onunla da
dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım.”
Gelibolu’da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç almak için
tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer,
birer, sonraları beşer, beşer, Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek
güçleri de yeterli olmuyor, onlarında sayıları giderek azalıyordu. Gelibolu
düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi.
Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin
süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda
kalmaması için Allah’a dua ediyordu. Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı
gören Kınalı Ali ve arkadaşları, komutanlarına gidip, ondan kendilerini
cepheye göndermesini istediler. Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları
daha fazla direneme diye ölüme gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul
etmek zorunda kaldı. *
*
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır, bile,
bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle
buluşacakları yere koşan Kınalı Ali’nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi.
Gidenlerin tümü şehit olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali’ye
anne, babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk
bir ifade ile okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına
yazdırdığı mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu. ” Oğlum Ali,
nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık,
parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek
küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben
sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme.” Babası mektupta
köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra “şimdi * sana
diyeceği var” diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali’nin anasının ağzından yazılmıştı
şöyle diyordu anası: ” Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga
geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve
arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler.
Bizde üç işe kına yakarlar;
GELINLIK KIZA, GITSIN AILESINE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DIYE
KURBANLIK KOÇA, ALLAH’A KURBAN OLSUN DIYE
ASKERE GIDEN YIĞITLERIMIZE, VATANA KURBAN OLSUN DIYE…
Gözlerinden öper, selam ederim. Allah’a emanet olun
” Ali’nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken, hıçkıra
hıçkıra ağlıyordu… “*
Aralık 18th, 2006 at 6:45 am
Çok güzel bir yazıydı. Tüylerim diken diken oldu.
Aralık 18th, 2006 at 6:54 am
[…] Pelin Blogunda Kınalı Ali’nin öyküsünü anlatmış. […]
Mart 18th, 2007 at 8:24 pm
çok güzel…
Temmuz 28th, 2007 at 9:55 pm
[…] Pelin Blogunda Kınalı Ali’nin öyküsünü anlatmış. […]
Temmuz 28th, 2007 at 9:55 pm
[…] Pelin Blogunda Kınalı Ali’nin öyküsünü anlatmış. […]
Temmuz 30th, 2007 at 7:04 am
[…] Pelin Blogunda Kınalı Ali’nin öyküsünü anlatmış. […]
Ekim 1st, 2007 at 3:03 am
cok guzeldi yazanin eline yuregine saglik..
Ekim 1st, 2007 at 6:33 pm
Yorumun için sağol arkadaşım kendine iyi bak Allaha emanet ol byss